Arama


Üye Girişi

Kitap Özetleri

 Bu bölümde klasik kitap özetleri yerine bir kitap ile ilgili ayrıntılı bir çalışma örneği vardır: Kitap özetleri anasayfadaki kısımdadır.

 

ÇALIKUŞU

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

İNKILAP

   İÇİNDEKİLER  

1. Reşat Nuri Güntekin’in hayatı 

2. Kitap kahramanlarının tanıtımı 

3. Kitabın özeti 

4.Çalıkuşu romanı neden çok okunuyor? 

5.Kitaptaki hangi bölüm daha etkileyici? 

6. Yazar Kamran’ı neden evlendirmiştir? 

7. Feride Anadolu’ya gittiğinde neden akrabaları onu aramamıştır? 

8. Kamran’ın kendi ağzından kandini tanıtması 

9. Kitap günlüğünden sorular 

10. Fatih Nanelidere’nin Çalıkuşu romanını değerlendirmesi            

11. Çalıkuşu romanı okunurken dinlenebilecek müzikler 

12. Çalıkuşu romanı hakkında ufak notlar      

       1.  REŞAT NURİ GÜNTEKİN’İN HAYATI

           
Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Doktor Nuri Bey'di. Önce Çanakkale İdadisi’nde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti.

Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darülfünu’nun Edebiyat Şubesi’ni bitirdikten sonra liselerde edebiyat,fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.

1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı.

          Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbap" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı.Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı,çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayrettin Rüşti, Sermed Ferid, Mehmet Ferid) hikayeler yayınladı. Reşat Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar.
         Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi.
 Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Romanın kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir.Yazar kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını göz ardı etmeden yazmıştır. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.

Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır.

         Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarların romanlarını, hikayelerini çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanserinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.Hikayeleri: Gençlik ve Güzellik (1917), Recm (1919), Roçild (1919), Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar (1918), Tanrı Misafiri (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan işler (1930).

Romanları: Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928), Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen, Miskinler Tekkesi (1946), Ripka İfşa Ediyor (1949), Kavak Yelleri (1950), Kan Davası (1955), Boyunduruk (1960), Son Sığınak (1961).

Oyunları: Gönül Veya İnhidam (1916), Babür Şah'ın Seccadesi (1919), Hançer (1920), Asker Dönüşü (1921), Eski Rüya (1922), Yaprak Dökümü (1923), Kır Çiçeği (1924), Ümidin Güneşi(1924), Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, Bir Köy Hocası (1928), Bir Kır Eğlencesi (1931), Felaket Karşısında, Gözdağı, Eski Borç (1931), Ümidin Mektebinde (1931), İstiklal (1933), Vergi Hırsızı (1933), Bir Yağmur Gecesi (1941), Yol Geçen Hanı (1944), Ağlayan Kız ( (1946), Eski Şarkı (1951), Hülleci (1953), Tanrı Dağı Ziyareti (1954), Balıkesir Muhasebecisi (1955), Bu Gece Başka Gece (1956).

Diğer Eserleri: Anadolu Notları (2Cilt, 1936-1966), Fransız Edebiyatı Antolojisi (3 cilt, 1929-1931), Üç Asırlık Fransız Edebiyatı (3 cilt, 1932).

  

2. ESERDE YER ALAN KİŞİLER

 

Feride:   Parlak zekasıyla ilgi çeken, çocukluğunda afacan, genç kızlığında farklı düşüncelere sahip, çocukları çok seven bir köy öğretmeni. Arkadaşlarının taktığı isimle “Çalıkuşu” diye tanınır.

 

Fatma:   Burnunda, yanaklarında, bileklerinde dövmeden süsler vardır. Fatma çocuğunu yeni kaybetmiştir ve Feride’nin sütannesidir.

 

Hüseyin:   Bir süvari askeridir. Talim esnasında attan düşerek sakat kalmıştır. Hüseyin delişmen bir adamdır. Uzun bıyıklı bir Arap askeridir.

 

Nizamettin:   Feride’nin babasıdır. Kendisi bir süvari binbaşısıdır.

 

Kâmran:   Feride’nin teyzesinin oğludur. Çok uslu, ağırbaşlı bir kişiliği vardır. Ancak zaman zaman çok inatçı olabilmektedir. Kâmran’ın kıvırcık sarı saçları, beyaz, nazik, parlak cildi vardır.

 

Necmiye:   Feride’nin teyzesinin kızı ve Kâmran’ın kız kardeşidir. Kişiliği ile aynı Kâmran’ a benzer. Romanda Feride için bir örnek olarak gösterilmektedir.

 

Neriman:   Yirmi beş yaşında dul, sarışın ve alımlı bir kadındır.Kocasının ölümünden sonra siyah giymektedir.

 

Müjgan:   Feride’nin teyzesinin kızıdır. Feride kuzenleri arasında en çok Müjgan’ı sever. Müjgan çirkin fakat ağırbaşlı, her istediğini yaptırabilen bir kızdır.

 

Vehbi:   Eğlenceli, boncuk gibi kara, parlak gözleri, küçük kurnaz yüzü, sivri çenesiyle Feride’nin deyimiyle şeytan gibi bir çocuktur. Feride’nin köydeki öğrencilerindendir.

 

Cafer:   Topaç gibi yusyuvarlak, ak gözlü, parlak dişli, kıpkırmızı ağızlı, kuzguni siyah bir Araptır. Kendisine Cafer Ağa denilmektedir. Sadece Cafer dediklerinde cevap vermez. Feride’nin köydeki öğrencilerinden biridir.

 

Aşur:   On yaşında, iskelet gibi kuru, süzgün, kirli çehreli, küçük dişli bir çocuktur. Aşur da Feride’nin öğrencisidir.

 

Hafız Nuri:   On yaşında fakat yüzü yetmişlik ihtiyar gibi buruşuktur. Küçük yaşına rağmen sarıkla dolaşır. Feride’ye göre tuhaf yapılı bir çocuktur. Feride’nin öğrencilerinden biridir.

 

Munise:   Bembeyaz denecek kadar uçuk sarı saçlı, duru beyaz tenli, melek gibi güzel çehreli, inci dişli bir kızdır. Munise’nin ayakları çıplak, saçları darmadağınıktır, fakirdir. Masmavi gözleriyle Feride’yi kendisine hayran bırakmıştır. Feride’nin evlatlık kızıdır.

 

Hayrullah:   Kocaman çizmeli, şişman bir askeri doktordur. Dolgun beyaz bıyıklı, kalın kaşlı, canlı ve sevimli bir yüzü vardır. Fakat konuşurken oldukça kaba sözler kullanır.

  

Şeyh Yusuf Efendi:   Otuz beş yaşlarında, ince uzun boylu, halim ve tatlı bir adamdır. Süzgün yüzünde, ölmeye mahkum hastalarda görülen renksiz, nazik, şeffaf bir beyazlık vardır.

  

3. ÇALIKUŞU ROMANININ ÖZETİ

 

   Roman, Feride’nin hatıra defterini ele almaktadır. Feride, kendisine yabancı bir şehirde, bir otel odasında hatıralarını yazarken geriye dönerek, çocukluk ve ilk genç kızlık dönemlerini anlatır:

 

   Kendi deyimiyle “ bambaşka bir çocuk”  olan Feride, bir süvari binbaşısının kızıdır. Pek küçükken önce annesini, birkaç yıl sonra da babasını kaybetmiş, Erenköy Kozyatağı’ndaki teyzesinin himayesi altında büyümüştür. Besime teyzesi onu, Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde okutmuştur.

 

     Besime teyzenin genç ve yakışıklı oğlu Kâmran, ciddi ve ağırbaşlı bir insandır. Feride’nin çekindiği ve onu tatsız şakalarına muhatap edemediği Kâmran, Çalıkuşu’na benzeyen bu canlı, cıvıl cıvıl haşarı kızı sever. Onu sık sık okulunda ziyaret eder. Feride’nin yaramazlıkları tarife sığar gibi değildir. Herkes ondan yaka silker ama yine ondan kimse vazgeçemez. Çalıkuşu onun bu yaramaz hallerinden dolayı ona takılan addır. Kâmran, Feride ile evlenmeyi aklına koymuştur. Önce nişanlanırlar. Kâmran, dört yıl için Avrupa’ya gider. Bu arada Feride okulunu bitirir. Düğünden üç gün önce çarşaflı bir genç hanım, Feride’yi ziyaret ederek, İsviçre’de bulunduğu sırada Kâmran’ın Münevver adında hasta bir genç kadına evlenme vaadinde bulunduğunu söyler. Kâmran’ın Münevver’e yazdığı mektupları verir. Münevver de Kâmran’ı sevmiştir. Bunun üzerine Feride köşkten kaçar. Herkes onun yeni bir delilik icat ettiğini sanadursun, emektar bir dadının evine sığına Feride, lise diplomasından cesaret alarak Anadolu’da bir öğretmenlik ister. Bunu başarır da. Bursa vilayetinde bir okula tayin edilir. O günden sonra da başından geçenleri bir defterine not etmeye başlar. Kasabada boş yer kalmadığı için, Feride’yi Zeyniler Köyü denilen, hiçbir öğretmenin gitmeyi kabul etmediği kuş uçmaz kervan geçmez bir köye verirler. Orada, öğrencilerinden birkaçı, küçük Vehbi ve bilhassa Munise, Feride’nin tesellisi olur. Bütün kız çocuklarının Ayşe ya da Zehra diye adlandırıldığı bu köyde Munise adı Feride’ye çok canayakın gelmiştir. Bu yüzden Munise’yi evlat edinmek ister. Munise, köylülerin sevmediği bir kötü kadının kızıdır. Kadın, kocasından başka bir erkeği sevdiği için, Munise’nin babası, köyden başka bir kadınla evlenmiş ve anasını boşamıştır.Munise’nin annesi ara sıra kimseye belli etmeden gelip kızını görmektedir.Sonunda Çalıkuşu bir çok zorluğu yenerek Munise’yi yanına almayı başarır.

     İkisi mesut bir ömür sürmeye başlarlar. O günlerde bir posta soygunu olur. Eşkıya ile jandarma arasında çıkan çatışmada yaralanan bir zabiti köy odasına getirirler. Feride orada yaşlı bir askeri doktorla tanışır. Hayrullah Bey adındaki bu doktor, böyle bir yerde, aklından bile geçirmeyeceği böyle bir öğretmen bulmuş olmaktan o derece şaşırır ki, işin içinde bir sır olduğunu anlar ve Feride’nin daha iyi bir yere nakledilmesi için el altından gerekli teşebbüslere girişir. Bir teftiş sonunda Feride’nin okulu kapatılır ve Çalıkuşu Zeyniler’den ayrılmak zorunda kalır. Vilayet merkezindeki Darülmuallimat’a Fransızca öğretmeni tayin edilir. Burada Şeyh Yusuf’u tanır. Veremli, hassas, musikişinas bir insandır. Şeyh Yusuf, Feride’yi ölesiye sever. Zaten veremli olan Yusuf Efendi bu ümitsiz aşkın acılarına dayanamaz ve ölür. Bu ölümden kendisini sorumlu tutan Feride, artık orada kalamayacağını anlar, yeni bir yere nakledilmesini ister. Bu sefer onu Çanakkale Rüştiyesi’ne tayin ederler.

 

     Çanakkale’de geçirdiği günlerden sonra, bir vapurla İzmir’e gelir. İzmir’de Reşit Bey adında zengin birisinin çocuklarına öğretmenlik yapar. Bunlar da sıkıntılı ve acılı günlerdir. Bir tesadüf eseri Kâmran’ın Reşit Bey’in uzaktan akrabası olduğunu öğrenir. Bir albümde Kâmran’ın resmini görmüştür. Reşit Bey’in kızı Sabahat, Kâmran’ın Münevver teyzesinin kocası olduğunu söyler. Kâmran, uzun zaman kendi “Çalıkuşu” nu beklemiş, o dönmeyince Münevver’le evlenmiştir. Feride’nin her gittiği yerde güzelliği birtakım olaylara sebep olduğundan burada da barınması güçleşmiştir. Böylece birkaç yer dolaşıp yine birçok  evlenme teklifini reddederek nihayet Kuşadası’na gelir. Doktor Hayrullah Bey de emekliye ayrılmış, orada yerleşmiştir.Yaşlı dostu, kızın elinden tutar. Ona yardım eder, onu korur. Munise bu arada iyice büyümüş, süsüne düşkün bir kız olmuştur. Doktor bir uzak köye hastaya gittiği sırada hastalanır. Nezle zannedilen hastalık giderek şiddetlenir ve Munisecik kuşpalazından ölür.

 

     Kader, Feride’yi sanki bütün sevdiklerinden ayırmaya yemin etmiştir. Munise’den  sonra çevrenin baskısı, dedikodusu o kadar artar ki Hayrullah Bey hiç olmazsa görünüşü kurtarmak maksadıyla Feride’yi alır. Onunla kağıt üzerinde evlenir. Bir müddet geçince Hayrullah Bey de zaten yaşlı olduğundan ölür. Yalnız,  ölmeden önce Feride’nin ailesinin yanına döneceğine dair Feride’den söz almıştır. Onun defterini okumuş, başına gelenlerin sebeplerini öğrenmiştir. Feride’nin kaybolduğunu sandığı defteri, Hayrullah Bey tarafından bir zarfa konularak  Kâmran’ a mahsus bir emanet haline getirilmiştir. Feride, rahmetli kocasının vasiyetini yerine getirmek için, verdiğinin ne olduğunu bilmeden bu emaneti Kâmran’ a teslim eder.

 

     Feride’nin dönüşünden en çok memnun olan Kâmran’ın babası Aziz Bey’dir. O, bu dönüşte hayırlı bir alamet görür. Feride birkaç günlüğüne izinli olarak gelmiştir. Kendisine kalırsa mutlaka yine görevine gidecektir. Kâmran, vaktiyle verdiği söze bağlı kalmış, Münevver’le 0evlenmiştir. Ama kadın zaten hasta olduğundan kısa bir süre sonra ölmüştür. Kâmran, kız kardeşi Müjgan’la bir gece sabaha kadar Feride’nin defterini okuduktan sonra Hayrullah Bey’in yazılı tavsiyesini yerine getirmeyi, Feride’yi bir daha ne olursa olsun hiçbir sebeple kaçırmamayı düşünür. Nitekim, Feride’nin gideceği gün, bütün hazırlıklar tamamdır. Kâmran, güya onu almak için gelen arabadan iner ve Feride’ye kalbini açar. Aynı sersemliği iki defa tekrarlamayacağını söyleyerek Feride’nin gitmesine engel olur....

  4. Çalıkuşu romanı neden çok okunuyor?            

Çalıkuşu bir zamana damgasını vurmuş eşsiz bir eserdir. Bir kadın dilinden anlatılmış en güzel eserleri veren Reşat Nuri’nin en iyi yapıtıdır. Kendisi ülkenin o zamanki politik yapısını çok güzel anlatması nedeniyle tarih kitabı niteliğini de taşıyabilir. Ayrıca işlediği konu bir kadının psikolojisine değindiği için hâlâ niteliğini kaybetmez ve çıkarılan dersler her nesle uygulanabilir. İçinde birden fazla tiyatro unsurunu barındırdığı için ( komedi, dram, romantizm) toplum tarafından beğeniyle okunmuştur ve hala da okunmaktadır. Romanın kurgusunun da gerçek hayatla bağdaşması dolayısıyla toplumun ilgisini çekebilmiştir. Sonuç olarak, Çalıkuşu romanı her neslin ihtiyaçlarını karşılayabilecek niteliktedir ve kurgusu her nesille uyum sağlamaktadır.   

5. Kitabın hangi bölümü daha etkileyici?            

Bu soruya herkesin yorumu farklı olabilir, bizce Feride’nin, Kamrân’ın Münevver adında hasta bir kadına evlenme vaadinde bulunduğunu öğrendiği zamanki davranışı ve Feride’nin Kamrân’a bıraktığı mektubun bulunduğu bölüm beni çok etkilemiştir.  

6. Yazar Kamrân’ı Münevver ile neden evlendirmiştir?            

Yazar Kamrân’ı evlendirmiştir, çünkü romanın kurgusunu derinleştirmek ve romanı uzatmak istemiştir. Kurguyu geliştirmiştir, böylece toplumun ilgisini romanın değişik konusuyla çekebilmiştir. Ayrıca kurguyu basit ve alışılmıştan çıkararak Anadolu kadınının çektiklerini de topluma aktarmayı başarmıştır. Aslında Reşat Nuri, Kamrân’ın yurtdışına çıkmasını sağlayarak olaylar zincirini başlatmıştır.  

7. Feride, Anadolu’ya gittiğinde neden akrabaları onu aramamıştır?            

Feride Anadolu’ya gitmeden önce teyzesine bir mektup yazıyor ve Kamrân’ı hiç bir zaman sevmediğini, bir delilik yapıp evlenmeye karar verdiğini söylüyor. Bunun üzerine akrabaları onu aramıyor, ancak Kamrân Feride’ye birçok mektup yazıyor. Daha sonra  Feride’yi bulabilmek için Anadolu’ya geliyor. Kamrân Anadolu’ya geldiği zaman halk Feride’nin aşığının olduğunu söylüyor. Kamrân bunun üzerine geri dönüyor. 

                                                                                                                               8. Kamrân’ın kendi ağzından kendisini tanıtması

 

 Ben Kamrân. Besime Hanım’ın oğluyum. Aynı zamanda Feride’nin ve Müjgan’ın da kuzeniyim. Feride, annesi ve babası, ardından da büyükannem ölünce yaz tatillerini bizim yanımızda, kışı okulda geçirmeye başladı. Daha sonra, Feride inkar etse de, aramızda büyük bir aşk gelişti. Ardından, kuzenim Müjgan’ın yardımıyla bu aşk açığa çıktı ve Feride’yle evlenmeye karar verdik. Ancak ben, evlenmeden önce, Feride’nin de ısrarlarıyla Madrid’de amcamın yanında 4 yıl boyunca memurluk yaptım. Bu sırada Münevver adında hasta bir kadınla bir ilişki yaşadım. Oysaki Feride’yi çok seviyordum, ancak gönlüm çok boş kalmıştı. bulunduğumu öğrendi ve lise diploması sayesinde Anadolu’ya Istanbul’a döndüğümde düğün hazırlıkları tamamlanmış sayılırdı. Düğünümüzden bir gün önce Münevver’in bir arkadaşı Feride’ye Münevver’le aramızda geçenleri anlatmış, kanıt olarak da Münevver’e yazdığım bir mektubu göstermiş. Feride bunu öğrenir öğrenmez bana bir not bırakıp evden kaçtı. İzini bulmaya çalıştım, ona birçok mektup yazdım. Nitekim yerini buldum, Anadolu’da öğretmenlik yapmaya başlamıştı, ancak orada bir aşığı olduğunu duyduğumda yıkıldım ve geri döndüm. Bunun üzerine Münevver ile evlendim. Bir süre sonra Necdet adında bir oğlumuz oldu. Ancak Münevver çok hastaydı, onu 3 yıl tedavi ettirmeye çalıştım. Ne yazık ki Münevver tedaviye yanıt vermedi ve vefat etti. Münevver öldükten sonra kendimi toparlayamadım. Bu sırada Feride birkaç haftalığına Tekirdağ’a geldi. Onun evlenmiş olduğunu duydum, tekrar yıkıldım. Feride bir gün kocasından bir mektup geldiğini bahane ederek ertesi gün geri döneceğini söyledi. O gece Müjgan odama gelip Feride’nin kocasının öldüğünü, ölen kocasının vasiyetinin bizimle birkaç hafta geçirmesi ve bir paketi bana vermesi olduğunu söyledi. Feride paketi Müjgan’a vermiş ve o gittikten sonra bana vermesini söylemiş. Ancak Müjgan o gece bana paketi verdi. Paketin içinde Feride’nin günlüğü ve bana yazılmış bir mektup vardı.   Feride’nin günlüğünü ve kocasından gelen vasiyeti okuduk. Günlükte Feride’nin beni ne kadar sevdiği belliydi. Mektupta ise, kocası kendisinin ölmek üzere olduğunu yazmıştı ve o öldükten sonra Feride’yi bir daha asla bırakmamamı istiyordu. Belli ki kocası günlüğü Feride’den habersiz almış ve okumuştu, sonra da bana göndermişti. Bunun üzerine ertesi sabah eniştem ve ben kadıya gittik, Feride’nin defterini kadıya gösterdik ve resmen evlendik. Ardından Feride tam gitmeye niyetliyken gerçeği açıkladık ve Feride’nin gitmesini engelledik. Böylece Feride Istanbul’da benim karım olarak kaldı.

  

9. Kitap günlüğünden sorular

 

Ø  Kitabın ana fikri nedir?

 

Bizce, ana fikir şudur: Anadolu’da veya başka bir yerde, insana yabancı bir şehirde yaşamak, özellikle de bir bayan için çok zordur. Kitapta zaten Feride’nin çektiği zorluklar dikkat çekmektedir.

 

Ø  Kitabın kapağı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kapak başarılı mı? Okuyucuyu etkiler mi? Konusuyla uyumlu mu?

 

Kitabın kapağı, basım ve kitabın kalınlığına göre değişiyor. Yeni basımları ele alırsak, kalın basımda kitap kapağı pek dikkat çekici değil ve insanda merak uyandırmıyor. Kapaktaki resim sadece, romanda adı geçen insanların o zamanki kıyafet tarzını gösteriyor. Ancak ince basımda kitap kapağı konuyla alakalı ve ana karakterlerin özelliklerini yansıtıyor.

 

Ø  Kitabı okurken beğendiğiniz, altını çizme ihtiyacı duyduğunuz cümleleri yazınız.

 

Evet, al, sarı, beyaz reçel kavanozları. Aralarında yeşil yok. Artık aklıma bile getirmediğim Kamrân’ın o kadar nefret ettiğim gözleri, beni yeşil renge garez ettirdi.

 

Ø  Hangi karakterin yerinde olmak/olmamak isterdiniz? Niçin?

 

Feride’nin yerinde olmak istemezdik, çünkü Feride kuzeniyle nişanlanıyor, ayrıca onun çektiği zorlukları tatmak istemezdik. Feride Anadolu’da binbir güçlükle öğrencilerine yardım etmeye çalışıyor. Üstelik hiç kimseden de yardım gelmiyor. Anadolu köylerinin en ücra köşelerine gidiyor e öğretmenlik yapıyor. Bunlar herkesin yapabileceği şeyler değildir.

 

Ø  Çözüm bölümünü beğendiniz mi? Siz olsanız nasıl bitirirdiniz?

 

Hayrullah Bey’in Feride’nin günlüğünü farkettirmeden alması ve Feride’nin de bunun farkında olmaması bizce saçmaydı. Biz olsaydık, Hayrullah Bey’in Kamrân’ı yanına çağırmasını ve hakikati söylemesini sağlardık.

 

Ø  Yazarla karşılaşmanız mümkün olsaydı ona kitabı ve kahramanları ile ilgili hangi soruları sormak isterdiniz?

 

a)                               Kitabınız yaşanmış bir olaydan mı geliyor?

b)                              Kitabınızda geçen şehir adları neden açıkça belirtilmemiş?

c)                               Romanı neyden esinlenerek yazdınız?

 

Ø  Romandaki kahramanlardan ikisini karşılaştırınız.

 

Kamrân ağırbaşlı, nazik, uysal biridir. Feride ise aksine hareketli, hırçın, kaba, yaramaz bir kızdır. Kamrân kadınlara kıyafetleri hakkında tavsiyeler verirken, Feride sökülmüş bir elbisesini yamayamaz, hatta bir gün Feride bu nedenle Kamrân’a kendisi erkek, Kamrân kız olsaydı Kamrân’ı kendine alabileceğini söyler.

 

Ø  Kitabın beğenilecek bir yönünü yazınız.

 

Kitapta kahramanlar çok iyi tasvir edilmiştir. Özellikle Feride’nin iç dünyası o kadar iyi anlatılmış ki, okuyucu kendisini Feride’nin yerine koyup aynı duyguları onunla beraber yaşıyor.

 

Ø  Yazarın dil ve anlatımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Dili hoşunuza gitti mi? Niçin?

 

Çalıkuşu romanı akıcı bir kitaptır denilebilir. Yazar eserinde sade bir dil kullanmıştır. Ancak bazı bölümlerde yazarın kitabı yazdığı dönemde kullanılan Türkçe ile günümüz Türkçesi arasında fark olduğundan, bazı kelimeleri anlamak zorlaşıyor.

  

13. Fatih Nanelidere’nin Çalıkuşu romanını değerlendirmesi

 

Millî Mücadele yıllarından itibaren genç nesiller ara­sında bir "Mektepten memlekete" düşüncesi hâkim olmuş­tur. Buna göre ve basit ifadesiyle Türk aydınları, mektepte öğrendiklerini memlekete götürmeli, geri kalmış saydıkları Anadolu'yu aydınlatmalı idiler. Bu düşünce en geniş ve te­sirli yankısını edebiyatımızda buldu. Bu cereyana dahil ede­bileceğimiz Refik Halit, Yakup Kadri, Yahya Kemal, Faruk Nafiz gibi şair ve yazarlar arasında Reşat Nuri Güntekin'in özel bir yeri vardır. O, bir yandan, -öğretmenlik ve müfettiş­lik yaptığı için- dolaştığı Anadolu şehir ve kasabalarını, bu kasabaların insanlarını ve meselelerini eserlerine aktarır­ken, diğer yandan Çalıkuşu romanının kahramanı Feride'yi hiç kimsenin gitmek istemediği bir köye gönderir. Feride bir temsilci olarak düşünülmüştür. O, mektepte öğrendiklerini burada öğretecektir.

Fakat roman ilerleyince görülür ki, doğruluğu inkâr edilemeyen bu düşünce, uygulamada ısmarlama bir fikir ol­maktan ileriye gidememiştir. Nitekim, Feride'yi romanda sadece kendi dertleriyle uğraşır görüyoruz.

Çalıkuşu 'nda muayyen bir tez olduğu söylenemez. Roman kahramanının kadın, genç ve hassas bir tip oluşu, romanda fikirden ziyade duyguya ağırlık kazandırmıştır. Ayrıca, yazarı hangi düşüncede olursa olsun Feride'nin Anadolu'ya gidişi bir ideal uğruna veya bir takım sosyal se­beplere bağlı değildir. O, tamamen şahsî ve psikolojik bir sebeple Anadolu'ya gitmiştir.

Feride kendisiyle ilgili olanların dışında Anadolu in­sanının meselelerine ilgi duymaz. Aslında romanın kuruluşu ve yapısı bakımından doğru olan da budur. 22-23 yaşların­da, gönlü yaralı bir genç kızın, Anadolu'da meseleleri çöz­meye çalışmasını, kurtuluş çaresi göstermesini, hattâ müşahede etmesini beklemek gereksizdir. Bu tip acemilikler da­ha çok "ideolojik roman"lara mahsus bir safdilliktir.

Kaldı ki, bunları romancı Doktor Hayrullah aracılığı ile ifade eder. Hayrullah Bey, Anadolu'daki bozukluk, çir­kinlik ve kötülükleri uzun uzun anlatır. Kendine göre se­bepleri, çareleri söyler. Yalnız burada dikkati çeken şey bu kötülüklerin sebebi halk değil, Doktor'un "ilim irfan sahip­leri" dediği okumuşlar, memurlar, kalem efendileridir.

Romanın kahramanı Feride, baştan sonra kadar olayların merkezindedir. Yazar onu, Bursa'da bir otel oda­sında hâtıralarını yazmaya başlarken bulur. Ve geriye dönüş yaparak Feride'nin çocukluğu, yetişmesi, ruhî özellikleri üzerinde teferruatlı bir şekilde durur. Onun çocukluğunda başında geçenlerle (anne ve babasını kaybetmesi, yatılı bir okulda okuması, sevgi ve şefkat ihtiyacı vb.), yetişme tar­zı, Feride'nin "sentimentalism"ine son derece uygundur. Fe­ride, derin olmasa bile, şahsiyeti çok iyi belirtilmiş bir tiptir.

Bir Fransız okulunda okumuş olmasının Feride'ye açık bir tesiri olduğu söylenemez. Bununla birlikte devrin modası olan "kadınların da çalışmasının meşruluğu, ailede erkek hâkimiyetinin ve dört kadınla evlenmenin haksızlığı" gibi, kurulmak üzere olan yeni devletin gündemine henüz gelmemiş fikirler, onun kafasına bu okuldan girmiş olmalı­dır.

Feride, o zamana göre iyi bir tahsil yapmış, yabancı kültürle yetişmiş bir genç kızdır. Fakat çok değişik şartlarda bir hayatı olan Anadolu'ya hemen intibak eder. Aslında bu­rada bir çatışma söz konusu edilebilirdi. Romancı bu gerçe­ği ciddiye almamış olabilir. Bu tavır, Reşat Nuri'nin roman­tizmin etkisinde kaldığını gösterir. Yaban romanındaki Ah­met Celâl'in tutumu daha gerçekçidir. Çalıkuşu 'nda yazar, Anadolu'yu çok basit bir değerlendirmeye tabi tutar. Deni­lebilir ki o, sadece gördüklerini tespit eden bir fotoğraf makinesi gibi hareket etmiştir. Elbette roman kahramanını ka­dın oluşunun bunda payı büyüktür. Bununla birlikte, daha sonraki yıllarda yazılan köy romanlarının Çalıkuşu 'na çok şey borçlu olduğu söylenemez.

Romanda, yarım asır önceki bir dönemin maarif ha­yatı panoramik olarak verilmiştir. Buradaki tespitler doğru, tasvirler başarılıdır. Bunda da Reşat Nuri'nin öğretmen olu­şunun önemli payı olmalıdır.

Çalıkuşu, bir "ben" romanıdır. Yani yalnızca Feride'nin romanı... Çalıkuşu'nda bir "karşı taraf” yoktur denile­bilir. Yardımcı unsurlar ve şahıslar, Feride'nin ilgisine göre düzenlenmiştir. Doktor Hayrullah ve Munise nispeten canlı birer tip sayılabilir. Fakat romanın ikinci kahramanı olan Kâmran ile diğer şahıslar çok silik bırakılmıştır. Bu yapısıyla eser, bir "psikolojik roman" olmaya namzettir. Fakat bu açı­dan yazarın başarılı olduğu söylenemez.

Feride'de aşk/gurur çatışması vardır. Önce galip olan gururdur. Ama yıllar süren acılar bu gururu yumuşatır. Bü­yük romanlarda sık rastlanan bu gurur/aşk çatışması, iyice işlenmediği, tabiî seyrine bırakıldığı için Feride derin bir tip olamamıştır.

Onun aşırı hassasiyeti, sevgi ve şefkate sığınma ihti­yacı, aşk acıları Feride'nin (aynı zamanda romanın) roman­tik unsurlarını teşkil eder. Fakat bu unsurlar mübalağalı olarak tasvir edilmemiştir. Feride'de bu haliyle Cumhuriyet dönemi genç kızlarının hayata bakışı filizleniyor, denilebilir.

Feride ironisinde, alaylarında kabadır. Burada çektiği acıların veya bencilliğinin tesiri vardır. Munise, onda, şefkat ve merhamet duygularını tatmin eder. Marazi bir hassasiye­te sahip olan Şeyh Yusuf da Feride'nin ilgi noktalarından birisidir. Şeyh Yusuf, tarikat ile musikiyi birleştirmiştir. Fa­kat bu konuda da Feride -dolayısıyla yazar- çok sığ kalır. Anadolu'nun dinî hayatı, ailesi, türküleri, inançları, yaşama biçimi, hasretleri vb. yazarın dikkatini çekmemiştir. Buna sebep olarak, henüz bir bakış açısı teşekkül etmediği için romancının kararsızlığı gösterilebilir. (Roman 1922'de tefri­ka edilmiş, aynı yıl basılmış olduğuna göre Cumhuriyet he­nüz ilân edilmemiştir.)

Çalıkuşu'nda dikkat çeken bir başka özellik, İstan­bul'da bağlarda ve köşkün bahçesinde tabiatla kucak kuca­ğa yaşayan Feride'nin, Anadolu'da tabiatı bulamamış olma­sıdır. Bunda da kadınların tabiata kapalı hayatının tesiri olduğu söylenebilir. Bununla birlikte yazarın, Feride aracılığı ile yaptığı kapalı mekân tasvirleri başarılıdır.

Reşat Nuri, Çalıkuşu romanında "ölüm"e fazla yer vermiştir. Feride, Anadolu'da, Zeyniler'de yoksulluk, geri­lik, hastalık ve bakımsızlıkla birlikte "ölüm"le karşılaşır. Ölüm, bu köyün insanlarında ve çocuklarında âdeta yaşa­nan hayatın bir parçası gibidir. Çocuklar oyunlarında bile ölümü dramatize ederler. Romanın kuruluş biçiminde de bu "sabit fikir" kendisini gösterir. Yazar, önce, Feride'yi bedbaht etmek, sonra da onu "mesut sonuca" ulaştırmak için ne kadar çok insana kıymıştır. Feride’nin anne ve baba­sının, Munise'nin, Şeyh Yusuf’un, Hayrullah Bey'in, Kâmran'ın karısının ölümüyle yazar, kader fikrini fazla zorlamış­tır. Bu, sanatın gerçeğine aykırıdır. Bir roman kahramanı­nın, romandaki fonksiyonu tamamlanınca, yazarın onu sak­layacak bir yer bulamaması, romancının hayal gücünün çok dar olduğuna delâlet eder.

Romandaki olaylar aşağı yukarı üç sene sürüyor. Fe­ride hâtıralar aracılığı ile çocukluk günlerine götürülür. Böylece roman 25 yılı içine alan uzun bir zaman haline dö­nüşüyor. Feride'nin çocukluk günlerini 22 yaşın gözüyle gö­rüp değerlendirmesi onun aşırı hassasiyetinin yadırganması­nı da önlemiştir. Bununla birlikte alelade bir aşk macerası­nın 25 yıla dağıtılması gerilim seviyesini düşürmüştür. Aynı şey mekân için de söylenebilir. Olaylar İstanbul, Bursa, Ça­nakkale, İzmir, Kuşadası gibi çok geniş bir mekânda cere­yan etmektedir. Fakat bu mekânların özellikleri hiç değiş­mez. Bu da romanı monoton bir hâle getirmiştir.

Reşat Nuri Güntekin'in, daha sonra yazdığı roman, hikâye ve tiyatroları da göz önünde bulundurulursa Türkçe’yi çok güzel kullanan bir romancımız olduğu söylenebilir. Bu romanda muhteva ile üslûp arasındaki ahenk, başından iti­baren kendisini hissettirir. Olayların, intihaların içli bir ka­dın kahramanın ağzından ifade edilmiş olması, eserin liriz­mini güzelleştirir, tabiîleştirir.

Bazı edebiyat tenkitçileri Çalıkuşu 'nu bu açıdan ten­kit etmişler, onun basit bir macera romanı olduğunu söylemişlerdir. Bazıları ise bu görüşü haksız bir hüküm kabul ederek, eserdeki bu romantik unsurların son dönemlerin bazı köy romanlarındaki ilkel realizmden çok daha güzel ol­duğunu belirtmişlerdir.

Bizce, romancı, yetişmesi, tahsili, çektiği acılarla uyumlu olarak Feride için en doğru yolu ve ifade tarzını seçmiştir.

Çalıkuşu, her dönemde ve her nesil tarafından zevkle okunmuş, güzel, lirik, sürükleyici, duygulandırıcı ve yazıldığı yıllar göz önünde bulundurulursa önemli bir romandır. Alt­mış yıl içinde yirmiden fazla baskısı yapıldığı düşünülürse, Türkçe’nin en çok okunan romanlarından birisi olduğu açık­ça görülür.

 

11. Çalıkuşu romanı okunurken dinlenebilecek müzikler 

 Genel olarak, Çalıkuşu gibi romantik unsurlar barındıran eserlerde klasik veya slov müzik dinlenebilir. Örneğin; Chopin’in “Raindrop” adlı eseri veya Bach’ın herhangi bir Fuge’ü, Prelude’ü dinlenebilir.

 

12. Çalıkuşu romanı hakkında ufak notlar 

Ø    Çalıkuşu romanı Atatürk’ün en sevdiği romanlardan biriydi. Hatta Atatürk savaş zamanı

cepheye bu kitabı da yanında getirirdi ve defalarca okurdu.

 

Ø    Reşat Nuri Güntekin’in romanı Çalıkuşu Cumhuriyet’in ilk romanıdır denebilir.

 

Ø    Feride “başına buyruk, gururlu” anlamına gelmektedir.

 

Ø    Çalıkuşu romanı baleye uyarlanan ilk Türk romanıdır.

 

Ø    Çalıkuşu romanının ince basımındaki kapak fotoğrafı bir Türk filminden alıntıdır.

 

Hazırlayanlar:

Ayşegül Yabaş

Gamze Üney

Hilal Kılıç

 

И "автокредит на подержанные автомобили"вдруг у нее мелькнула мысль, которая обдала ее сердце "Скачать бесплатно книги марии николаевой"мучительным холодом.

Даже сам торжествующий агент "Карты скачать владивосток"сообразил, что этот клич "Как закачать книги на айпод"означает призыв к войне не на жизнь, а на "Жуки красной книги"смерть.

Да, сказал Клинч, приосанившись.

Приближалась полночь, но ни "Скачать марк энтони"один человек "Скачать аниме блич"на обоих пароходах и не помышлял "Книга лесной дозор"об отдыхе.

Но люди, смотревшие с гички, "Телефонная книга астрахани"трепетали, глядя на их величественные движения, слыша их "Скачать книгу три поросенка"шумное дыхание, подобное грохоту прибоя.

Проплывая над деревьями, луна струила вниз потоки яркого света.

Загляните в себя и "Скачать windows xp с драйверами"вы увидите истину.

Потом "Новые серии машины сказки скачать"я выставил вон всех своих "Альбомы алексин скачать"гостей.

Ее когти были остры, как бритвы, "Stay alive скачать игру"а металлический клюв наносил сильные "Все песни эльвиры т скачать"удары по жителям деревни.

Мистер "Скачать crack для handy safe 5.09 lm"Слинсби дочитал последнюю рецензию "Игры 16 бит скачать"и счастливо откинулся в кресле.

Он вышел "Скачать минусовки рэпов"наружу, глубоко вдохнул ночной "Скачать трансформеры онлайн"воздух.

Свет, казалось, не стал ярче, "Музыка из классного мюзикла скачать"когда он вышел на площадку.